“TUTKU HANE” seldatalay@gmail.com
Anlamları aynı, kökenleri farklı sözler, nedense başka başka şeyleri çağrıştırıyor bana.
“Cezaevi” derken, yankesiciler geliyor aklıma. Cezasını çeksin, düzgün bir adam olarak topluma geri dönsün diye ceza verilen yer misali.
“Mahpushane” ise, siyasi suçlular için sanki. Örneğin Cem Karaca için. “Düştüm mahpus damlarına öğüt veren bol olur, Toplasan o öğütleri burdan köye yol olur” …
“Hapishane” ise, girenin bir daha çıkmamak üzere konulduğu yeri anımsatıyor; cezanın çok büyük olduğu, ne ceza verirsen ver yine de o kişinin iflah olmasının mümkün olmadığı yer hissi veriyor insana.
“Kodes”, gerçekte yokmuş da, çoğunlukla korkutmalarda kullanılıyor gibi geliyor kulağa ilk anda. “Filan feşmekan yapma sakın, kodesi boylarsın haa”…
“Dam”, tam bir sıcak yuva. Soba bacası pencereden çıkmış, camları buğulanmış bir gecekondu geliyor gözlerimin önüne. Hani tespih dizenler, boncuk yapanlar, iyi kalpli suçlular orada, sıcak ev ortamında cezalarını çekiyorlarmış, sobanın üzerinde fokurdayan demlikten de bardak bardak tavşan kanı çay içiyorlarmışcasına…
“Ceza infaz kurumları yerleşkesi”, suçlunun kendisi dahil olmak üzere suçunu hiç kimsenin bilmediklerinin de konulduğu büyük yer. Aralarında rektör, bilim adamı, gazeteci, yazar, hoca, paşalar da olduğu için, kendilerini iyi hissetsinler diye yerleşke diyorlar; rektör için kampus, paşalar için garnizon havası yaratmak için olsa gerek.
Ama sözlükte yer alan kelimeler de, yerleşkeler de eksik kalıyor anlatmaya artık. Başka bir şey söyleyesim geliyor:
Mesela; “tut-ku hane” , “tu-tuk evi” yerine…
Tutukluluğu, tutuklu olmaya başladığı andan itibaren, bir birini tutmayan sürelere uzayabilen…
Avrupa insan hakları mahkemesinin, susmayı tercih edip, dilinin tutulduğu…
İçerdekilerin yazdıkları kitaplarla en yüksek satış rakamlarını tutturduğu…
Tutkuları olanların, tutuklukları nedeni ile, tutkularından vazgeçmediği yer…
Kısacası ülkesine, cumhuriyetine ve Atasına tutkunların yeri:
“Tutku hane”
Bu haber 1699 defa okunmuştur.