| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
AİHM kararları ve Adalet kavramı...
21 Şubat 2012, 13:16 AİHM kararları ve Adalet kavramı... İnsanı yaşatan iksir umutları, Demokrasi'yi yaşatan Adalet vicdan duygusunun kalitesidir. Zaten tüm özgürlüklere teminat veren iksir de bu değil mi? Yıllardır "yeni anayasa" ile özgürlükleri genişletmek, umutları yaşatmak, adalet ve demokrasiye enerji vermek herkesin hayali değil miydi? 12 Haziran seçimlerine yön veren bu umut değil miydi? Peki, şimdi ne oldu? Aradan günler, aylar, yıllar geçti ama bir arpa boyu ilerleme yok! Milletin bu isteği aslında ütopik bir hayal değil, insanca yaşamanın teminatı olan demokrasi ve adalet özlemidir. Ancak bu özlem şimdilik umutsuz gözüküyor. Önceleri umutluyduk ama Mecliste sürdürülen "laf oturma" siyaseti bu umutları yeniden karanlığa sürüklemeye başlamıştır. Milletimiz her Salı gurup toplantılarından meclisten gelecek bir müjde beklerken, bu umudun "laf oturtma" siyaseti ile ustalık yarışına dönüşmesi acıdır… Meclis kulislerini tezahürat yerine çevirip "en büyük usta bizim usta" sloganı atmak demokrasi ve adalet için yeterli olmuyor... Bilakis bu zıtlaşma kültürü demokratik beklentileri de karanlık bir umutsuzluğa dönüştürüyor. Meselelerin önemi kişiden kişiye değişebilir ama önceliği değişmeyecek en önemli sorun umutları yaşatacak adalet ve demokrasinin kalitesidir. O halde bu feryat bu kadar açıkken, ister iktidar olsun, ister muhalefet olsun neredeyse bütün siyasetçilerin dile getirdiği hukuksuzluk ve yakınmalara kim çare bulacaktır? Yeni Anayasa ve adalet reformuna ihtiyaç duyulduğu konusunda Cumhurbaşkanı, Başbakan hatta tüm muhalefet hemfikir durumdayken neden bu yolda ilerleme neden sağlanamıyor? Mesela, Tutukluluk sürelerinin uzayıp ceza hâlini almasından şikayetçi olmayan bir fert yok ama bir arpa boyu ilerleme neden sağlanamıyor? Bunu istemeyen güç kimdir? İktidar, "Dünyanın en büyük cezaevini, Avrupa'nın en büyük adalet sarayını biz yaptık" diye övünüyor ama o dev yapıların demokrasi ve adalete prestij kazandırmadığını bir türlü anlayamıyor! Asıl övgünün bina ile değil, binadan çıkacak adaletin kalitesiyle olacağını kimse neden düşünmüyor? Çünkü böyle dev komplekslerin bir köşesindeki mahkemede tutuklanıp başka bir köşesindeki hücrede üç-beş yıl savunma yapmayı bekleyen gazetecileri ve milletvekillerini başka bir yerde görmek mümkün mü? Birçok iktidar mensubu bu vaziyete "üzülüyoruz" açıklaması yapıyor. Ancak bu eleştirilere hak vermeleri hiçbir işe yaramıyor. Başbakan Yardımcısı sayın Arınç bile uzun tutukluluğa itiraz ederek "milletin iradesinin önüne geçilmemeli" diyor ama… Her duruşmada yeşeren tahliye umutları sebebi gösterilmeden sadece soyut bir şüphe ile "tutukluluğu devamına" sözleriyle yeniden kabusa dönüşmüyor mu? Yasalar belki bu mazerete cevaz veriyor. Yasaları uygulayan hâkimler gerekçelerde "Katalog suçlar, kaçma şüphesi" gibi sebepleri öne sürüyor. Peki, bu yasal mazeretler var diye vicdanları rahatlatmak mümkün mü? Eğer mevcut yasalar adaletsizlik ve vicdan sızlatan mazerete sebep oluyor ise, Meclis bu durumu düzeltmek için kimi beklemektedir? Her şey insan için yapıldığına göre yasaları insanlar için düzenlemek gerekmez mi? Madem bu adaletsizlik yasalardan kaynaklanıyor, madem Sayın Cumhurbaşkanı, İktidar, muhalefet ve millet de bu vaziyetten şikâyetçi, o halde bu yasanın mecliste değiştirilmesini kim istememektedir? Ya da Kimler istememektedir? Eğer samimi bir çözüm arayışı olsa, adaletin kanayan yarası çoktan iyileşirdi. Çünkü tutukluluğun evrensel hukukunda ceza değil tedbir olduğu AİHM kararlarında açıkça görülmektedir. Geçen hafta AİHM tarafından yayınlanan yeni veriler bizi "insan hakları" ihlalinde bizi şampiyon yaparken, yüklü miktarda cezalara mahkûm etmiştir. Yıllardır siyasetçiler çözüm arandığını söylese de kılını bile kıpırdatmayan bir anlayışın varlığı görülmektedir. Aslında mesele imza koyduğumuz AİHM sözleşmelerini okuyup ona uymakla bile çözülecek kadar basit. Tutuklama rejiminin yanlışlığı insanlara acılar, zararlar, aile faciaları yaşatırken yeni kurbanlar bu girdapta kaybolmaya devam ederken vicdan sahibi hiçbir milletvekili bu vebali politik ihtiraslara kurban etmemelidir. Uzun tutukluğun adalet ilkesi üzerinde yarattığı tahribatı hiçbir demokrasi taşıyamaz. Bu sebeple önce vicdanları rahatlatacak bu adımı atmak sonra da Yeni anayasa ile yeniden umutları yeşertmek bu meclisin boynunun borcudur. Sayın Vekiller bu gerçek bir samimiyet testidir… Yeni anayasa ve Adalet reformu partiler için bir test olacaktır… Bu haber 196 defa okunmuştur.
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok OkunanlarHava Durumu
Son Yorumlananlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||