GIDA TERÖRÜ
AKP dönemi ülkemizde, birçok alanda ilklerin yaşandığı yani çok şeyin başkalaştığı, bozulduğu dönem oldu. Dini, siyasi, iktisadi ve sosyal alanlarda, milli dokumuza ve yaşam tarzımıza uymayan garip şeyler oldu bu dönemde.
Daha önceki yazılarımda, tek bir Hıristiyan’ın dahi bulunmadığı yerlerde birçok apartman kilisenin açıldığını; tarihi eserlerimiz, okullarımız ve kamu binalarımız yıkılmaya yüz tutmuşken ve ülke sathında milyonlarca bina deprem tehdidi altındayken, eski kiliselerin onarımına bütçeden büyük paraların harcandığını yazdım.
Büyük miktarda vatan toprağının Rum ve Ermeni vakıflarına devredildiğini,” Dinlerarası Diyalog” adı altında ülkede Hıristiyan propagandası yapılmasına zemin hazırlandığını ve Hıristiyan dünyasını memnun etmek için her türlü tavizin verildiğini anlattım.
Son on yıldır milletimizin alın teriyle 80 yılda kurduğu iktisadi tesislerin özelleştirme adı altında yine bu çevrelere peşkeş çekildiğini, bu dönemde Türk tarımının bitirilerek şekeri, pamuğu, buğdayı hatta kasaplık hayvanı bile dışarıdan almaya mecbur bırakıldığımızı,ülke sathında domuz çiftliklerinin arttığını, domuz etinin kasap vitrinlerini doldurduğunu da yazdım.
AKP döneminde 2 milyon çalışanın taşeronlaştırıldığını, birçok çalışanın işinden atıldığını,bunlar elinde hukukun kırbaca dönüştürülerek muhalif aydınların, yazarların, generallerin cezalandırıldığını dile getirdim.
Bu yazımda AKP’nin, yediğimiz-içtiğimizle nasıl oynadığına, yandaşa para kazandırmak için halkımızın sağlığını nasıl bozduğuna yani ülkede gıda terörüne nasıl yol açtığına birkaç örnekle değineceğim.
AKP sağlığımzı, GDO’lu besinlerin ve hibrit tohumların İsrail’den ithaline izin vererek bozmaya başladı. AKP’nin mutemet adamı Prf.Yusuf Ziya Özcan; “hibrit tohumdan domatesi ve GDO’lu besinleri yersek 20 yılda biteriz. Neslimizi tüketirler” diyerek ölümcül gerçeği ağzından kaçırdı. YÖK Başkanlığı sırasında da benzeri açıklamalarda bulunarak AKP’yi kızdıran ve zılgıt yiyerek susan Özcan’ın şimdi yurt dışı bir görevle ülke dışına gönderiliyor olması manidardır.
Ülkemizde gıda terörü, PKK teröründen daha az tehlikeli değildir. Çünkü bu, bir nesli sakat bırakacak, soyumuzu kurutacak bir tehlikedir. Birkaç örnek:
1-Piyasada satılan soya karışımı kıyma, yağı alınmış soya küspesidir. Hazır köftelerin çoğu böyledir. Yani et diye soya küspesi satılmaktadır. Daha çok hayvan yiyeceği olan bu soya küspesi, cevizle karıştırılıp baklavaya, unla karıştırılıp ekmeğe ve keke de koyuluyor.
2-Gıda teröristleri, peynir suyu artığını da plakalara püskürterek peynir tadında toz elde edip bunu bisküvi ve kraker yapımında peynir niyetine kullanıyorlar.Bu suyun sağlığa çok zararlı olduğu bilinmektedir.
3-Kesilen hayvanlardan çıkarılan sinirler, tavukların boyun, taşlık, kanat uçları ve kemikleri öğütülerek kıyma haline getirilip sosis, salam ve sucuklara basılıyor. Sütte var olduğu ilgili bakan tarafından açıklanan tehlikeyse, radyasyonlu çay içen Bakan’ın yaptığı gibi yapılarak örtülmeye çalışılıyor; ve ne yazık ki bütün bunlar, TC Gıda-Tarım Bakanlığı’nın gözleri önünde ve onun izniyle yapılıyor.
Ucuza döner yerken sakatat artığı, kemik unu ve işkembe karışımı bir şey yediğinin farkında olmayan insanlar, ülkede uygulanan gıda Tarım ve sağlık politikalarının farkında değillerdir.
Aydinyavuz28@hotmail.com
Bu haber 215 defa okunmuştur.