ADALET VE DEMOKRASİ ÖZLEMİ
Mustafa Ertekin
Türkiye'de bir kesim kavram kargaşası denen bir virüse yakalanmış bir türlü kurtulamamaktadır.
Adalet denen, herkese lazım yüce kavramın yaşadığı tek iklim var, o iklim de demokrasidir.
Ancak bu iklimi mevsimi bizde bir türlü gelmiyor.
Değerli dostlar; Demokrasileri "güç bende" anlayışına üstün kılan en önemli fark parlamenter sistemin niteliği ve işlevidir. Bu tabloda iktidarları dengeleyen en ciddi enerji karşısındaki muhalefetlerin varlığıdır.
İktidarlar muhalefetten hoşlanmaz ama bence muhalefet, demokratik iktidarların şansı ve avantajıdır.
Çünkü muhalefet asli görevi iktidarın görmediklerini görüp kamuoyu önüne getirmektir.
İktidarları rahatsız eden bu işlev aslında aklını kullanan idareler için bir nimettir.
Ama "güç bende" narası atan iktidarlar bu avantajı hiç kullanmamıştır.
Şimdi yaşanan olaylar ve muhalefet -iktidar diyalogu bu tarife uyan en önemli örnektir.
Muhalefetin "demokrasiden uzaklaşıyoruz" çığlığına kulak tıkayarak iktidarın ileri demokrasi tezi bence muhalefet fobisinden kaynaklanmaktadır.
Türkiye de Sayın Cumhurbaşkanı, iktidar mensupları, barolar, AB üyeleri, medya, muhalefet uzun tutukluluk süreleri ve masuniyet karinesinden şikâyet ederken iktidarın sudan sebepler ortaya koyan hali öfkenin demokrasi ve adalet ilkesini ne hale getirdiğini göstermez mi?
Belki de Adalet ve özgürlük konusunda hedef olduğu eleştirileri tehdit gibi algılamak hükümetler için saplantı olmuştu.
Fakat demokrasi ve adalete olan güven hiçbir dönemde bu kadar sarsılmamıştı…
Şimdi Adalet, çığlıklar halinde talep edilen bir özlem haline geldi. Ama kabaran öfke seli çağrıların karşılık bulmasını engellemektedir.
Muhalefetin ve toplumun tüm kesimlerinden yükselen "yeter" çığlığını duymamak şık değildir!
Türkiye bir süredir her sabah demokrasiyi zedeleyen bir sürprizle uyanmaya alıştırıldı.
Ancak Türk genelkurmayının 26. Başkanı Orgeneral İlker Başbuğun Tutuklanması bu her kesimde "neler oluyor" endişesi başlattı.
MHP lider Dr. Devlet Bahçeli'nin; "Orgeneral İlker Başbuğ'un tutuklanması Türkiye'nin karşılaştığı en önemli sorunlarından birisi olmuştur" değerlendirmesi gelinen noktanın önemini gösterirken, tutuklamanın bir cezalandırma yöntemi haline getirildiği konusunda da endişe yaratmıştır.
Siyasal hesaplaşma hırsının adaleti ne hale getirdiğini de gösteriyor.
Bahçeli'nin; "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin şerefli mensuplarını terör örgütü üyesi ya da yöneticisi gibi göstermeye hakkı ve haddi yoktur" değerlendirmesi siyasal düşüncelerin adalet kavramını şirazesinden çıkarabileceği endişesini de ortaya koymaktadır.
Belki de Bahçeli perde arkasında başka bir çalışmadan endişe duymaktadır.
Peki, Perdenin arkasında neler olmaktadır? Böyle bir gizli gündem var ise bunun için kullanılan silahın "adalet" olması daha da vahimdir.
CHP genel Başkanı Kılıçtaroğlu ve baroların özel yetkili mahkemeler konusundaki görüşleri ve neredeyse toplumun tüm kesimlerinden yükselen ortak ses artık bir reformun gerektiğini gösterirken kim neyi, niçin beklemektedir?
Cumhurbaşkanı Sayın Gül'ün, Arınç'ın, Çiçek'in, tüm muhalefet, toplumsal kesimler "masuniyet karinesi ve uzun tutukluluğa" itiraz ederken bu arızayı giderecek mekanizma neden suskun bir saplantı içindedir?
Açıkçası bu kimseye hayrı dokunmayacak bir saplantı...
Tüm kesimler burada bir haksızlık olduğunu düşünürken meclis neden harekete geçmemektedir?
Millet iradesinin temsilcileri milletin talepleri karşısında neden suskundur?
Velhasıl…
Türkiye'de haksızlık ve adaletsizlin varlığı konusunda her kesimin şikâyeti var.
Birçok iktidar mensubunun bu eleştirilere hak vermesi bile doğrusu hiçbir işe yaramıyor.
Türkiye'de tüm kesimler "bu yanlış düzelsin" derken bundan rahatsızlık duyan, bu isteğe direnen bir güç mü var? Var ise bu güç kimdir, kimlerdir?
Böyle bir güç eğer var ise, "Adaleti yaşatan ve adaletin mülkün temeli olduğunu" duvarlara yazmanın bir anlamı kalır mı?
Böyle bir iklimde demokrasiden söz etmek nasıl olacaktır?
Doğrusu gerçek "Demokrasi ve adaleti" özlüyoruz…
Bu haber 231 defa okunmuştur.