| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ahu Aysal: Ünal'ı çok sevdiğim için boşandımGalatasaray Kulübü Başkanı Ünal Aysal'ın boşandığı eşi Les Ottomans Otelleri'nin sahibi Ahu Aysal'la,Ünal'ı çok sevdiğim için boşandım. Hürriyet gazetesi yazarı Ayşe Arman, Galatasaray Başkanı Ünal Aysal'ın boşandığı eşi Les Ottomans Otelleri'nin sahibi Ahu Aysal'la, Ünal Aysal'la yaşadıklarını ve iş hayatını konuştu. Ahu Aysal, Ünal Aysal'la biten evliliği hakkında, "Onu hâlâ çok seviyorum. Çok sevdiğim için boşandım zaten. Bütün kadınlar da böyle yapmalı. Gitmek isteyen adamı durdurmayacaksın, onu özgür bırakacaksın. Sevgi böyle bir şey" dedi. Ayşe Arman'ın Hürriyet'te "Ünal'ı çok sevdiğim için boşandım" başlığıyla yayımlanan (2 Ekim 2011) yazısı şöyle: Ünal'ı çok sevdiğim için boşandım Herkes o otelde kalıyor. Özellikle yabancılar. En son Paris Hilton da orada kaldı. Les Ottomans... Yabancıları sunduğumuz, bize özgü bir hediye gibi. Geçmiş ve şimdi aynı anda, aynı yerde. Bütün zarafetiyle Boğaz’da dikiliyor. Sahibesi gibi. Galatasaray Kulubü Başkanı Ünal Aysal’ın boşandığı eşi Ahu Aysal. Magazin dergilerinden rastladığımız bir figür, ‘cemiyet hayatının ileri gelenleri’nden ve tamamen kendi özgü bir kadın, hiçbir kalıba, kurala sokulamayacak biri. Ne zaman fotoğrafını görsem bir durup bakardım zaten, “Bu kadında bir farklılık var ama ne?” diye. Konuşunca öğrendim... Size niye ‘Deli Ahu’ diyorlar? Ne kadar kendinize güvenlisiniz. Hep böyle miydiniz, sonradan mı oldu? Babam yaptı. Nöropsikayatri profesörüydü. Ona da ‘deli’ derlerdi. Anne peki? O da, ruhu güzel bir insandı. Kendi çapında bilgeydi. Derdi ki, “Ne zaman ki aaaa demeyeceksin şu hayatta, işte o zaman büyüdün, olgunlaştın!” Şaşırmaktan kurtulunca mı yani... Evet. Sizin artık şaşıracağınız hiçbir şey kalmadı mı? Hiçbir şeye şaşırmıyorum Ayşecim. Her şeyi olduğu gibi içime sindiriyorum. Ben çok seyahat ederim mesela, hep yeni insanlar, yeni kültürler görürüm. Papua Yeni Gine’ye gittim sırt çantalı gençlerle. Hani sosyetik görünüyorum ya, zannettiler ki uyum filan sağlayamam. Çünkü hijyen-mijyen hak getire, yataklar 3-5 günde bir değişiyor, o da şanslıysan. Hiç rahatsız olmadım, tişörtleri yastıkların üzerine geçirip yattım uyudum. Şartlar ne gerektiriyorsa onu yaparım. Zaten hayatta bir an geliyor. “Ben yaparım, ben yaptım!” diyorsun. Kimse seni yıkamıyor. Gülüp geçiyorsun. Ve özgürlük, inan ki şu hayatta en değerli şey. Ruhunun serbest kalabilmesi, dilediği gibi hareket edebilmesi. Ben öyleyim. Kurallar bana vız gelir, tırıs gider. Her gün önemli, biz önemliyiz, binlerce sperm arasından gelmişiz, biz seçilmişiz, bunun kıymetini nasıl bilemeyiz? Depresyon filan gibi sıkıntılar size uğramaz mı? Artık yaşamam. Onları da yaşadım, atlattım. Sekiz sene önce çok üzüldüm mesela; kanser oldum. İnsan üzüldüğü için kanser olur mu? Başkalarını bilemem, ben oldum. Meme kanseri. Ünal’ın benden uzaklaştığını hissedince. Ünal hep hayatımın aşkı oldu, benim limanım, güneşim, direğim. Çocuklarımın babası. 25 yıl birlikte olduk. Evlendiğimiz zaman 18 yaşında bir talebeydim. O da talebeydi. Her şeyi birlikte yaptık, askerliği bile, hem de Erzurum’da. Onun peşinden gittiniz... Bin an geliyor erkek genç ten istiyor Elbette, hâlâ çok seviyorum. Çok sevdiğim için boşandım zaten. Bütün kadınlar da böyle yapmalı. Gitmek isteyen adamı durdurmayacaksın, onu özgür bırakacaksın. Sevgi böyle bir şey. Nasıl yani, “Onu bırakayım, o mutlu olsun, o mutlu olunca haliyle ben de mutlu olurum!” gibi mi? Evet. Bir şey yapmak isteyeni, yeni heyecanlar arayanı serbest bırakacaksın. Yoksa aranızdaki sevgi bitecek, tükenecek. Ben Ünal’dan ayrılırken sımsıkı sarıldım ona, “Seni çok seviyorum ayrılmamız lazım” dedim. Dünyada en yakın insan hâlâ o bana. Her zaman konuşuruz, hep beraberiz. Peki bu kadar severken, onun günün birinde bir başkasına aşık olmasını nasıl kabul edebiliyorsunuz? Niye peki bu adamların canı ‘genç ten’ istiyor? 35 yıl öncesine dönelim. Sizin hikayeniz nerede başlıyor? İkimiz de İstanbulluyuz. Ben İngiltere’de talebeyken tanıştık. Yolda… Nasıl yani? Annemle Münih’teydik, otobüsle İstanbul’a gideceğiz. Ünal da Türkiye’de okuyor, hukuk fakültesinde. Bosfor otobüslerinde host olarak çalışıyordu. Biz de annemle o otobüse bindik. Feyyaz Toker’indi otobüsler. Babam büyütmüştü Feyyaz’ı, Berna’yla da o evlendirdi. İşte ne olduysa, o otobüste oldu. Çok mu yakışıklıydı? Dı da ne oluyor? Ünal hâlâ çok yakışıklı. O zaman da öyleydi. Hem okuyor hem çalışıyordu. Fransızcası var, İngilizcesi var. Siz hâlâ aşıksınız bu adama... Boşanmanıza, onun başkasıyla birlikte olmasına rağmen... Tabii. Ona olan sevgimi ne değiştirebilir ki? Bir başka kadın mı? Güldürme beni. Sen bir de ona sor, benden başka kimseyi sevmemiştir hayatında. Evet, şu anda bir sevgilisi var ama bizim aşkımız bambaşka bir şeydi. İngiltere’de beni görmeye gelirdi, ağlaya ağlaya ayrılırdık. Neymiş, bir hafta ayrı kalacağız diye. Çok güzel günlerdi. Sonra tek tek, tuğla üstüne tuğla koyarak, bu günlere geldik. Bana hayatında neyi değiştirmek istersin diye sorsalar, cevabım, hiçbir şey olur. Kanserim dahil. Çünkü onu da Ünal’la birlikte yaşadık, onunla birlikte atlattım. Bir an bile beni bırakmadı, tedavi sırasında her an yanımdaydı. Biraz karışık bir durum: Siz, adam başkasına aşık oldu diye kanser oluyorsunuz ama siz tedavi olurken o da sizin yanınızdan ayrılmıyor... Evet. Kanser olmam, onun benden uzaklaştığını hissettiğim döneme denk geliyor. Tabii, bir suçlu arıyorsun. Önce kendini suçluyorsun. Benim ne eksiğim var ki, bende neyi bulamadı ki, başkasına gitti diye düşünmeyi tercih ediyorsun. Bir sürü kadın bu durumda, eşleri bir başkasına aşık olunca kendilerini deli gibi yıpratıyorlar. Oysa burada bir suçlu yok. Oluyor... Özel bir sebep gerekmiyor. Bu söylediklerim de kitaplarda yazmıyor, hayat sana öğretiyor. Bu kaosu yaşarken, fark ettim ki, bu bir işaret, Allah bana sinyal gönderiyor, “Toparla kendini kızım. Aptal olma, n’apıyorsun!” diyor. Ben de oturdum, kendimi yeniden yarattım. Bu kadar büyük aşkın ayrılığı nasıl oldu? Hiç sorma, sarılarak, ağlayarak. Ayrılmamız şarttı. Yoksa o güzellik dejenere olacaktı. İçinizde hiç umut var mı, ileride bir gün, belki yine birlikte olabiliriz diye... Hayır. Ünal benim canım, her şeyim. Çocuklarımın babası. Bana ihtiyacı olduğunda, en yakın dostuyum, her zaman yanındayım. Ama o aşk hikayesi artık bitti. İnsan böyle bir olgunluğa nasıl ulaşıyor? Ben animistim her şeyin doğrusu doğada Erkekler neden bir zaman gelince hep genç tenlerin peşine düşüyor acaba? Andropoz mu? Ben öyle isimler takmayı tercih etmiyorum. Hepimiz ölümlüyüz Ayşecim. Bir bakıyoruz ki eyvah! Zaman kalmamış, akıp gitmiş. Her şeyi mi kaybediyor muyum acaba? Bundan sonra bir şeyler yaşayabilir miyim acaba? Böyle diyorsun. Ben animistim. ‘Doğaya inanan insan’ demek. Cennete cehenneme kafa yormam, doğaya bakarım. Doğada her şeyin doğrusu var zaten. Bizler çok eşliyiz. Özellikle erkekler, doğaya bak ve gör. İyi de bizde hayvanlardan farklı olarak duygular da işin içine giriyor... Hayvanlarda duygu olmadığını kim söylüyor? Ayrıca neden mecbur insan hep aynı insanla yola devam etmeye? Anladım da niye daha çok erkekler aldatıyor?
Açıkça konuştu mu peki evirip çevirmeden... ‘Esas kadın’ olarak, isteseydiniz asla boşanmayabilirdiniz... Evet, ama o zaman hayat bir sirke dönerdi! En başta ben kendimi rezil ederdim. ‘Sahtekârlıklar komedyası’ olurdu hayatımız. Niye bunu yapayım kendime? Kimseye akıl verecek halim yok ama ısrarla boşanmayan eşleri anlayamıyorum. Bu oteli size o mu hediye etti? Belki de o yüzden kabul ettiniz ayrılmayı, ona zorluk Siz hep mi varlıklıydınız? Les Ottomans nereden çıktı? O süreç nasıl gelişti? Peki eski eşiniz Brüksel’deki evde kalıyor, burada da kalıyor mu? Nerede yaşıyor bu adam normalde? Bunlar harika da, varlıklı bir adamın karısı olmasaydınız, tüm bunları başarabilir miydiniz? Doluluk filan, bunların önemi var mı? Yaşlı adam istemem gençlerde birikim sorunu yaşanır Hep Ünal Aysal konuştuk. Peki siz, ayrıldıktan sonra hiç aşık oldunuz mu? Yok, olmadım. Aynı şey benim de başıma gelebilirdi ama gelmedi. Neden? Bilsem... Belki de böyle bir arayışım yoktu. Ya çıkarsa karşınıza biri... En çok ne haz veriyor size, seyahat etmek mi? Evet. Gittiğim ilkel bir kabilede, parayla hiç tanışmamış insanlar görüyorum mesela. Dünyanın bazı yerlerinde hâlâ böyle yaşayan insanlar var. Kadınlar, kocalarının yaptıkları kolyeleri gururla taşıyorlar. Başka da bir malları mülkleri yok. Bunları gördükten sonra, artık hiçbir şeyin önemi kalmıyor. Pek çok kadından farklısınız. Neden? Bu özgüvenin kaynağı nereden? Bilmem, olduğum gibiyim. Ben böyleyim. Ve her şeye hazırım. Yarın ölebilirim. Aklının, bir şeyde kalmaması çok önemli, benim içimde kalan hiçbir şey yok. Bugün ölsem ki hiç öyle bir niyetim yok ama, gülümseyerek ölürüm. Bunu da ancak, hayatı güzel yaşayarak gerçekleştirebilirsin. Bu da parayla pulla ilgili bir durum değil, kendinle alakalı, seninle... Ben her şeyden önemliyim, hepimiz öyleyiz aslında Son yaptığınız tatil nasıldı? Bugüne kadar sizi en çok şaşırtan yer? Hayatta en çok neden korkuyorsunuz? Hiçbir şeyden korkmam, korkum yok. Neyi daha erken öğrenmeyi isterdiniz? Zamanı daha iyi kullanmayı. Belli bir yaştan sonra insan, hayatı, daha ‘ben’ odaklı yaşıyor mu? Öyle yaşıyorum zaten. En önemli ben’im. Her şeyden önemliyim. Çünkü ben olmazsam, çocuklarım olmazdı. Ben ayakta duramasaydım, kimseye faydam olmazdı. Bundan sonraki hedefleriniz neler? Var mı yeni bir otel? Fransa’da, Limoges’da bir proje var. Les Ottomans’ı oraya taşımak beni mutlu eder.
Yok canım. Deli miyim? Kendimi iyi hissedeceğim her şeye açığım. Sana bir fotoğraf göstereceğim, 18 yaşında çekilmiş, aynı yerde yine fotoğraf çektirdim, aynı beden duruşuyla. Ve biliyor musun, şu anda çok daha güzelim Bu haber 2788 defa okunmuştur.
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok OkunanlarHava Durumu
Son Yorumlananlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||